DARAĞACI
Dünyayı teslim almak isteyen küresel elit
darağacını Ortadoğu’ya kurdu. Irak, Libya kolay lokmaydı. Mısır ve Tunus zaten
kendi kuklalarının yönetimindeydi. Küreselleşme adı altında bütün ülkelerin
damarlarına yerleşmeyi planlamışlardı. Küreselleşmeyi elma şekeri tadında satan
satış elemanları, hedef ülke pazarlarında görev yapıyordu. Bu arada
haberleşmesi küreselleşen dünyanın milli kalabilen aydınları da bütün gizemli
bilgilere ulaşıyordu. Küresel elitin kontrolündeki ülkelerde homurdanma
başlamıştı. Aynı zamanda “küresel elite ev sahipliği yapan” Amerika’ya tepkiler
yükseliyordu.
O zaman oyuncu değiştirmeli, yeni oyuncularla yeni sözleşmeler
imzalanmalıydı. Arap baharı filmi “planlanan yeni sözleşmeyi” hayata
geçirebilmek için gösterime sunuldu. Böylece ABD karşıtlarının gazı alınırken,
küresel elitin oyunlarını gören kesimi de kontrol altına almış olacaklardı.
Fas’tan Türkiye’ye simgesi ampül olan partiler kuruldu. BOP kapsamında
sınırları değiştirilecek ülkeleri “işgale hazır hale getirmek için” bu partilerin
kurdurulduğu anlaşıldı. Kolay lokma olan ülkeler ya parçalandı ya da karışıklık
hala devam ediyor. Sırada Suriye, İran ve Türkiye var. Türkiye ve İran
imparatorluk geleneği olan köklü iki ülkedir. Kolay lokma değildir. Suriye’yi
parçalayabilirlerse, Türkiye ve İran içinde etnik ve mezhep savaşlarını
ateşleyebilme imkanı doğacaktır. Ne var ki; Türkiye bütün emperyalist ülkelerin
çıkarlarının kesiştiği kilit bir noktada konumlanmış durumdadır. Bu bölgeyi
kaybeden emperyalist ülke, küresel oyundan da çekilmiş olur. Ve Rusya “dur”
dedi. Küresel oyunda yeni yeni yerini alan Çin Rusya’nın yanında yer aldı.
Titanik misali ağır ağır batan ABD karşısında yükselen değerler olarak Çin ve
Rusya vardır. Rusya SSCB’den kopup bağımsız hale gelen ülkeler ile yeniden “askeri-siyasi-ekonomik”
işbirliği yapmaktadır. Tek kutuplu dünyadan iki kutuplu dünyaya yeniden
“merhaba” dedik. Bu iki kutuplu dünya arasında; siyaset arenasında iyi satranç
oynayabilen idarecilere sahip olan ülkeler yeni sahnede tekrar yerini
alacaktır. İki kutup arasında sadece ip görevi yapan ülkeler, bu gerilime
dayanamayarak kırılacaktır. Suriye, İran, Türkiye darağacına götürülüyor.
Darağaçları yerli iş birlikçiler eli ile kuruluyor.
Hikaye (Anonim):
Soyuna İhanet Etmenin Cezası Bir gün Yavuz
Sultan Selim Han, tebdili kıyafet edip halkın arasına girer. Sokaklarda
gezip, çarşılarda alış-veriş yapar. Bu gezinti esnasında yolu kuş çarşısına
düşer. Yavuz Sultan Selim Han, kafesler içindeki keklikleri, bıldırcınları,
şahinleri, atmacaları izlerken, üzerlerinde fiyat etiketleri dikkatini çeker.
Kekliklerin kafeslerinde bulunan etikette, 2 altın yazmaktadır. Sultan bunlara
bakarken arkada duran kafesteki notu okumuş; “bu keklik 300 altındır”
yazıyormuş. Sultan ilgilenmeye başlamış. Görünüşte diğer keklikler ile arasında
bir fark görememiş. Satıcıyı çağırıp;
- Bunun fiyatı neden bu kadar fazla? Satıcı
ellerini ovalayarak:
- Efendi, sormayın. Bunda öyle bir ses var
ki; bu sesi dinleyen mest olur. Bu kekliği alıp, keklik avına giden avcı pek
çok keklik vurma şansına sahip olur.
- Bu nasıl oluyor? Der Sultan merakla.
- Bakın efendi, bu keklik avcıya av getirir.
- Nasıl yani? Der Sultan merak içinde...
- Bu keklik öttüğü zaman, keklikler hemen
etrafına toplanır. Bu arada avcı gelen keklikleri bir güzel avlar. Dağ taş
dolaşmaya gerek kalmaz. Bu keklik avınızı ayağınıza getirir... İşte bu nedenle,
çok özel eğitimli olan bu kekliğin fiyatı yüksektir.
- Madem öyle, o halde hemen satın alıyorum.
Kaç altın demiştin? Satıcı, ellerini ovuşturarak;
- 300 altın beyim. Der. Padişah;
- Al sana 500 altın. Der ve kafesi eline alan
Sultan, kapağını açıp kekliği eline alır, bir hamlede kekliğin boynunu koparıp,
çöpe atar. Satıcı;
- Aman efendi siz ne yaptınız? O çok nadir
bir keklikti. Üstelik paranız da boşa gitti... Padişah;
- Benim param boşa gitmedi... Aksine,
soyuna ihanet eden bir canlıyı ortadan kaldırarak, o nesli koruma altına almış
oldum. Soyuna ihanet edenin cezası işte bu olmalıdır... Der ve oradan
uzaklaşır. Bizim soyuna ihanet eden kekliklerimizi de bir düşünün… ABD Konsolosluğuna
gidip rapor verenleri… Konsolos’a; aydınları, ulusalcı ve milliyetçileri
şikayet edip, kuracağı mahkemelere destek isteyenleri… Kendi ülkesinde önemli
konumlarda görev yapan insanlar hakkındaki gizli bilgileri CİA görevlisi
Konsolosa verenleri… Soyuna ihanet edenler karşısında Padişah kadar dirayetli
ve kararlı olmak zorundayız. Yoksa onlar “soyunu satan keklikler olarak” BOP’un
“ZANGOÇ”u olma görevini iştahla yerine getirecektir. David Rockefeller Şöyle
diyordu: “Düşmanı yok etmenin yolu onların birbirini öldürmesini sağlamaktır.
Ordusunu ikiye bölersin, iki tarafa da yardım edersin. Sonra ülkeyi ele
geçirirsin.
