İLAHİ İSİMLER VE ALLAH















İLAHİ İSİMLER VE ALLAH

İlahi isimlerin ( Allah’ın isimleri) Allah’ın gerçekliği sanmak yanlıştır. İlahi isimlerle Allah’ın gerçekliği arasında benzerlikkuramazsınız . Örneğin Einstein alimdir ama Allah’ın alimliği başkadır dersek, bu sözle Allah’ın benzerini kabul etmiş olmayız. Çünkü; bizim duyular ötesi alemi tanımlama gücümüz yok ki Einstein ile Allah arasında benzerlik kuralım. Allah’ınisimleri sıfatları ve diğer tüm benzerleri, duyulur alemi teşhis ve özelliklerini anlatmak Allah’ın zatını ve rububiyetini anlamak içindir (Rububiyet demekAllah’ın yönetimi kullara gereksinimlerini vermesi yaratıp geliştirmesi terbiyevermesi demektir )
Allah’ın isim ve sıfatları olmasa şu soruları nasıl cevaplayabilirdik:
1-Siz neye tapıyorsunuz ?
2-Neye dua ediyorsunuz ?
3-Hangi dini benimsiyorsunuz ?
4-Yapmanız ve yapmamanız gereken şeyleri size emreden ve yasaklayan kimdir ?
5-İlk yaratılış kimin sayesinde gerçekleşmiştir ?
6-Kainattaki (Evrendeki) maddi manevi her bir nesnenin varlığının başlangıcı kiminle gerçekleşmiştir ? 

DUYULUR ALEMİN , DUYU ÖTESİ ALEM İÇİN KANIT OLMASI OLAYI

Bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bir kısım ; duyulur alem asıldır,duyular ötesi alemekılavuzluk eder, o alem duyulur alemin benzeridir, benzer ise asıldan ayrı birözellik taşımaz, duyular ötesi alemi tarif ancak duyulur alemin verileriyleanlatılabilir, yani bir şey benzeriyle kıyaslanabilir, yani duyulur alem varsaduyular ötesi alem de vardır ve bu alemin benzeridir demektedir.
Bir görüş de şöyledir;alemlerinyaratılışının başlangıcı için düşünülebilecek her zaman kesitinin mutlakaöncesi de vardır.O halde alem için zaman sınırı koymak temelden yanlıştır.
Bazıları da ; duyulur alemin duyular ötesialem için hem kendi benzerine, hem de aradaki farklılığa delalet (Delil kanıt ) eder, demektedir. 
Şimdi düşünelim: Bir nesneyi algıladığımızda ;
a-O nesne bize; Yaratılmış mı ezeli mi olduğuna kılavuzluk eder.
b-Yaratıcısına yada kendi kendine kılavuzluk eder.
c-Yaratanın hikmetine yada sefehine(Sefeh demek bilinçsizlik demek) kılavuzluk eder.
Tüm bunlar nesnenin zatından ayrışeylerdir. Yani algılanan nesne ,algılayana misli olduğuna dair kılavuzluketmez. Eğer öyle olsaydı tüm nesneler dolaysıyla tabiat mislimiz olurdu. Bu da olanaksız. Bunun istisnası eğer nesnenin mislinin duyular ötesi alemde var diye haber verilmişse olur. 
İlk iddiaya dönelim tekrar. Onlar şöylediyorlardı; bu dünyadakiler (Duyulur alem) öteki dünyadakilerin nuru, ışığıdır. Oysa gerçek bunun tam tersidir. Asıl olan duyular ötesi alemdir. Bu alem o alemin kanıtıdır. Çünkü kadim olan duyular ötesi alemdir. Daha kısacası duyular ötesi alem varken bu alem yoktu ki asıl olsun… 
O zaman mantıken duyular ötesine bağlı olarak yaratılan her şey o alemin öz yapısının dışındadır. Örneğin yazılar, yapılar, kelimeler yani her türlü eylem. Bir şeyin cevheri , sıfatı onun faili yani yaratanı olabilir mi?
İşitme, görme, ruh, akıl yada dokunulabilen varlıklar asıl yani öz olsaydı akıl akıldan, görme görmeden doğardı. Yani muhtaç olmazdı. Bozulma olmazdı. Oysa yaradan ile yaratılan açıkça farklıdır. Zaten ikişey arasında farklılık varsa o yaratılmışlığın kanıtıdır. Şöyle de akıl yürütebiliriz; Yazı yazanına bir kanıttır. Yazan cin melek insan olabilir. Yazı kendinin benzerine de kılavuz olmaz. Alemler (Allah dışındaki her şey ) de yaratanına kanıttır.
Bir örnek daha verelim; örneğin dokumanın bir dokumacısı vardır, kadın, erkek yada örümcek olabilir. Dokumacı deyince sadece dokuyanı anlaşılır. İçeriğine kanıt olmaz. Ustalık ta böyledir.
İşte bu nedenle kainatın yaratıcısını kanıtlamak için, kainattaki ilgi çekici olaylara ve nesnelere bakarak akılyürütmelidir.
Ayrıca: 
a-Aynı nesnede zıtlıkların oluşu.
b-Nesnelerin dayandığı prensiplerden habersiz oluşu.
c-Evrendeki zıtlıklara rağmen uyum ve ahengin korunması ve seyrinin devamı. 
d-Yaratılmışların acizliği.
e-Tabiatın hep gereksinim içinde olması.
BİR YARATICININ VE YÖNETİCİNİN OLDUĞUNUN APAÇIK DELİLLERİDİR (Kanıtlarıdır)

ALEM EZELDEN BERİ ZATEN VARDI DİYENLERİNGÖRÜŞLERİ.

1.Görüş: Alemdeki her şey, diğer bir şeyden meydana gelir. Bu böyle sürer gider. Duyular ötesi alemde bunun aynıdır. Aksi halde aklın nesnenin bütününü kavrama ve Belleğimizin (Zihnimizin)küçük manaları algılama durumunun dışına çıkılmış olur. Yani yok demektir. Her zamanın daha öncesinde misli vardır. Bizzat devam etmeyen şeylerin de bu kurala göre benzerleri yoluyla
Geleceğe doğru devamı vardır.
2.Görüş: Yaratıcı var. Alemin olma nedeni yaratıcıdır. Allah kudretlidir denmediğinde acizliğin ifadesidir. Oysa yaratıcı aciz olmaz. Tersini söylersek, o zaman yaratıcının eserinin olması ve ilahi lütfun her şeye serpiştirilmiş olması alemin başlangıcı olan zamanın diğer zamanda da olmasını gerektirir.
3.Görüş: Atomlar başlangıcı olmayandır. Yapılan ve oluşturulan ise hadistir (Yaratılmıştır) Onlara göre maddi bir şey olmadan diğer bir şey meydana gelmez. Başka bir nesnede olan, ilk olandan ayrı bir şey olur. Ve eski hali yok olur. Tohumdan türeyen insan yada yumurtadan türeyen civciv gibi. Yani nesne ilk olmaktan çıktığına göre ondan başka bir şeyin oluşması olanaksızdır. 
4.Görüş: Asıl (Öz ) Eşyanın şu andaki özelliklerine dönüşmüştür. 
5.Görüş:Alemin oluş nedeni Allah’tır. 
6.Görüş:Temel madde heyuladır.
Kıdem taraftarlarının tümü aklın tasavvuredemediği,nefsin canlandıramadığı şeyleri reddeder.Oysa yemeğin koku salmasıile işitme,görme,anlama,yetenekleri ile,el ve ayak gibi organlara ait farklıfonksiyonlar oluşur.Bunlar reddedilebilir mi ? O zaman canlılarda vecansızlarda tasavvur edilemeyen fonksiyonları açıkça görülen Tanrı Reddedilebilirmi…
Dünya, giderek de alemler ezelidir. Örneğin; meyveler Enbriyo(Döl) olur, döl çocuk olur, ölür toprak olur, yine bu döngü başlar o zaman alemler sonsuzdur diyenlere şu yanıt verilir:
Bu iddianın sahibi bir nesne bir diğer nesneden oluşur demekte, O zaman insanın son noktaya geldiğinde bile gıdalar hep aynıdır. Bizi gıdalar meydana getiriyorsa büyüme neden durmaktadır. Başka bir örnek verelim; dut yaprağı yiyen ipek böceği ipek üretir ama aynı yapraktan yiyen diğer canlılar neden ipek üretmez. Hani bir nesneden başka bir nesne oluşurdu.
Şu da bir gerçektir ki, gıdalar fonksiyoner olabilmek için her şeyi hakkıyla bilenin idaresine muhtaçtır. Bu da Allah’ın hikmetinin ta kendisidir. Zaten bir nesnenin tamamı yada yarısı bir başka nesneden oluşur demek o nesnenin yaratılmışlığını gösterir.
Duyuların algıladığı her şey sonlu ise,duyular dünyası bütünüyle alemin delilidir (Kanıtıdır)dersek, alem de sonlu olmaz mı ?
Zaman tasavvuruna gelince; her zamanparçasının daha sonra benzeri vardır demek onun yaratılmış olduğunu kabul etmekdemektir.
Bir şey aynı anda hem ölü hem canlı olamaz.Alemde böyledir ve bu yaratılmış demektir.
Duyu olmayan bir şeyi duyularla nasılkavrarız ki.Bu ;ben seni görerek renkleri de işiteceğim demeye benzer.
İŞTE BÖYLE DÜŞÜNENLER , YARATICIYI DA DUYU İLE ANLAMAYA ÇALIŞINCA, AKILLARI YETERSİZ KALMIŞTIR.
Ölü bir şeyde hayat var denilebilir mi? Çünkü o yaşamını kendi dışında bir varlık nedeniyle sürdürmüştür. Yani nesnelerin yaşam fonksiyonları yaratılmıştır.
Yaratıcı aleminnedenidir(İlletidir)diyenler ,eğer yaratıcının alemi yoktan var ettiğini(icat)söylüyorlarsabu doğrudur.Ama yaratıcı bizzat kendisi nedendir(İllettir)diyorlarsa buolanaksızdır.
Allah neden olamaz çünkü O, ezelden beri bilen, gücü yeten, işleyen ve cömert olandır. Aziz ve Celildir. Hiçbir şey Allah’a muhtaç değilim diyemez.

Senevviyye Görüşü

Alem önce iyilik-kötülük yani hayır veşerden oluşuyordu. Kötülük iyiliğe karıştı ve iyilik te ondan kurtulmak için alemi yarattı. Bu görüşe göre iyilik ne kadar da aciz yani yetersiz oluyor. Nur yani iyilik yaratan olduğuna göre kötülükleri fazla yaratmış sonra başa çıkamamış. Elbette böyle bir şey olamaz. Yaratan aciz değildir. İyilik ve kötülük ilahi kudretin araçlarından ikisidir. (Vasıta)Ayrıca tabiatta tamamıyla hayır, yada tamamıyla şer olarak nitelendirilecek bir şey yoktur.Hayır ve şer karışımı hangisinden gelirse gelsin biri diğerine boyun eğmişolur. Bu da seneviyyenin hayırdan şer, şerden hayır gelmez tezini çürütür. Nurla zulmet önceleri karışmamış ama sonradan karışmışlarsa, bu işi kendi başlarına yapmış olmalılar. O zaman öz yapıları hem karışan hem ayrışan olur ki bu çelişkidir. O zaman iki şeyin hem ölü hem canlı, hem hareketlihem sakin, hem oturan hem ayakta olan olması gerekir. Bu da demektir ki : Nurla zulmet dışarıdan bir etki ile karışıp ayrılmıştır. Bu da onlarınsonradan olmuşluğunu yani yaratılmış olduklarını gösterir.
Seneviyyeciler iyilikle kötülüğün dolayısıyla madde ile ruhun sonsuza dek ayrı kalacağına inanarak ikiciliğe (Düalizm) sapıyorlar.
Seneviler nur cevherinden kötülük gelmez, bilgisizlik ise kötülüktürderler. O zaman nur zaten özü gereği bilgili vehikmetlidir. Bilgisizlikle (Sefeh) ilgisi yoktur.
Bilgisizlik kötülükse ,Kötülük cevherinden ilim Ve hikmet aramak özü itibarıyla olanaksızdır. Bu nedenle senevilerin ilim ve hikmet tartışması düşer.
Doğrusu hem cehlin hem ilmin nur vezulmetin cevherinde olduğudur .(İkilik yani düalizm yerine birlik.)
Senevilerin hikmet konusunu ele alalım. Bunu bilen cevheriyle açıklamak isterlerse saçma olur. Zaten biliyordur. Bilmeyen cevheriyle açıklayamazlar zaten bilmiyordur. Bu da kanıtlar ki bilen de bilmeyende tek varlıkta birleşir. Onların dediği gibi sonsuza kadar ayrı kalmaz.
İyilikle – kötülük (Seneviler bunlara tanrı diyorlar) eğer bir araya gelmiyorsa,ozaman senevilerin içinde bulunduğu alemde iyilikle kötülük hep bir arada.
Hakim olan bir Tanrı’dan hikmete aykırıbir fiil gelmez Allah insanaklının almayacağı bir eylemde bulunabilir. Aksi takdirde Allah’ın hikmetinden söz edilemez. Hikmet isabet demektir. Her şeyin yerli yerine konulması, hakkın hak sahibine verilmesidemektir. Kimsenin hakkının eksik bırakılmaması demektir. Böyledüşünmeyenler, Allah hakkında açık bilgileri olmayan, zanla hareket eden, hikmetin ve insan hukukunun sınırlarını bilmeyenlerdir.

KİTABÜ’T TEVHİD
Ebu Mansur el-Matüridi
















Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski