Her Şey Bir Sütun, İki
Cümle Ve Bir Boşluk!
Bir hükümetin halk tarafından, üstelik özgür seçimler yoluyla iş başına gelmiş
olması baskıcı politikalar uygulayarak hayatı kirletmeyeceği anlamına gelmez.
Ama mutsuzluk ve yoksulluklardan sorumlu olan sadece hükümet değil, hatta ondan
önce kendini kırbaçlatmak için efendi arayan halktır. Demokraside bütün sır,
insanların tercih kabiliyetine bağlıdır. Halk seçiminin her zaman doğru yere
götüreceği de düşünülemez. Onun içindir ki, halk popülizmi yapmanın anlamı
yoktur. İçinde yaşadığımız toplumsal kültür, her şeyi basitleştirmek ve
ilkelleştirmek üzerine kurulu sanki. Sonra her şey bir dipsiz kuyuda yok
oluyor.
İktidarın tercihi insan karakterleri her gün yirmi dört saat televizyon
yayınları ile yoğrulmuş, mayalanmış ve nihayet şekillendirilmiştir. Türk
toplumunda insanların algılıları sınırlandırılmış, düşünceleri dondurulmuş ve
deyim yerindeyse yaşam preslenmiştir. Hayat, insani özünü kaybetmiştir.
Duygusuzluk içinde acı çeken insanlar, günü kurtarmak telaşıyla yüzeysel ve
kolay çözümler peşine düşmüşlerdir. Yoz, hoşgörüsüz ve bencil bir kültür
yaygınlaşmış, insanlar daha iyi bir hayat için düşünce üretmekten kopmuşlardır.
Tükettiğin kadar insansın anlayışıyla tanımlandırılabilecek toplumsal yapı
içinde güven, sevgi ve dayanışma gibi insani değerler yok edilmiştir. Halk,
“Hayat hoştur gerisi boştur ” sözüyle karakterize olmuştur. Hepsi aynı yöne
koşar durur, yıldızları karartır, güneşi söndürürler.
Yetişkinler korkmayın, mutluluk duymadan yaşamasını öğrendi gençler.
Yaşadığımız ülkede bir şeyin sadece nasıl yapıldığı merak ediliyor, niçin
yapıldığını sorgulayan insanlar yok. Birçok şeyin niçin yapıldığını
sormayanlar, hele hayatın anlamını sorgulamayanlar nasıl da mutlu olup gidiyor.
Eğer hükümet beceriksiz, dengesiz ve vergi delisi ise, varsın öyle olsun.
Böylesi halkın hükümet konusunda kaygılanmasından daha iyidir. Sen sabah-akşam
yarışmalar düzenle uyur gezer insanlar için, sevilen şarkıların sözlerini, TV
programlarının isimlerini, ya da geçen yıl Amerika’da ne kadar mısır üretildiğini
bilenler, kazansın yarışmaları.
Hayat hızlandırılmış bir tempoda akıp gidiyor. Bir iş bulabilmiş insanlar,
işliklerde görevini içtenlikle benimsemiş kurulu robotlar gibi
çalışmaktadırlar. Evlerine döndüklerinde ise televizyonun yalancı dünyasına
kapılmış duygusuz, düşüncesiz birer televizyon kölesidirler. Herkes telefonla
konuştuğu ya da televizyon izledikleri için, birbirleriyle paylaşacakları bir
şey yoktur. Aile bireyleri birbiriyle konuşmaya kalksa seslerinin aralarındaki
kristal engeli aşmaları mümkün değildir. İnsanlar konuştuklarında da “Bak, gör,
şimdi, burada, orda, çabuk, koş, in, çık, gir, gitme, kim, ne, nerde, sus, ah!”
gibi kelimelerle konuşuyorlar. Konuşamıyorlar, aralarında adeta girilmesi yasak
bir bölge var. Hayatın içi boşaltılmıştır.
Halkı patlatmayacak bilgilerle doldur beyinleri. Hem de öyle doldur ki gerçek
şeylerle kendilerini dopdolu hissetsin ve zeki bulsunlar. O zaman düşünmeden
düşündüklerini sanacaklar ve hareket etmeden hareket duygusunu yaşacaklardır.
Ve mutlu olacaklardır. Çünkü onlar olayları birbirine bağlamak için felsefe,
psikoloji, sosyoloji gibi kaygan ve güvenilmez bilgilerden uzaktır. Zaten her
şey televizyon programlarında vardır.
Her şey bir sütun, iki cümle ve bir boşluk!
