Zamanın ötesinde bir
yerdesinizdir.Kimseye ait olmadığınız gibi,kendinizde değilsinizdir.Hangi günde
olduğunuzu,hangi saatin içinden geçtiğinizi bilmezsiniz.Akrep,yelkovan siz
yokmuşsunuz,soyutmuşsunuz,bir sis bulutuymuşsunuz gibi geçip gider içinizden.Onların
size,sizin onlara aldırdığınız yoktur.Çok uzaklardan duyuluyormuşcasına ninni
gibi bir melodi eşliğinde Levent Yüksel söylüyordur o anda;
Ölene kadar peşindeyim
bırakmam.Tutuşur geceler yanar,geceler söner.Bedenim altüst,serhoş başım
döner.Karışır tenime,karışır teninin tuzu birtanem.Vazgeçilir gibi değil bu
medcezirler.Fırtınam,felaketim ,hasretim...der. Zaman ilerlesede
önümüzde,ölene kadar peşindeyiz bırakmayız onu.Ne onunla,ne de onsuz oluyor.O
olmadan herşey yarım kalıyor.Henüz bitmemiş bir tablo gibi, dallarına bahar
yürümüş,boylu boyunca çiçeklenmiş bir ağaç nasıl sabırsızlıkla gecenin orta
yerinde günün ışımasını beklerse güzelliklerini göstermek ister gibi bizde
zamanı bekleriz.Beklememek olmaz.Beklemek bize yakışır.Yaşanmamış,gelecek
zamanın içinde değilmidir bütün umutlarımız beklentilerimiz.Çocuksak büyümeyi
bekleriz.Okuyorsak,okulun bitmesini bekleriz.Hastaysak iyileşmeyi bekleriz.Bekleyişler
bekleyişler bekleyişler sebeplerimiz değişse de değişmeyen tek şey
bekleyişimizdir.Kimisi sevdiğini bekler,beklerken de şiir yazar Necip
Fazıl,gibi; Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?
***
Bekliyorum,neyi,niçin beklediğimi bilmeden.Beklemek
kulluğun doğasında var.İnsanlar çıkıyor karşıma; Burada bir başına kımıldamadan
neyi bekliyorsun? Diyorlar bana şaşkın cevap bekleyen bakışlarla. "Neyi
beklediğimi bilmiyorum ama,bekliyorum işte!" diyorum onlara.
Uzaklaşıyorlar ufala ufala.Uzaklaştıkça ufalır,yakınlaştıkça büyür
insan.Onların ufalışını izliyorum beklerken.Tanıdıklarınızın size ne fazla
yaklaşmasına, ne de sizden fazla uzaklaşmasına izin verin.Olduğundan büyük ve
olduğundan daha küçük gözükmesi size hem onları,hemde sizi incitir,değilmi ama.
Kendimden geçtim,size geldim ben.Sizden geçip,kendime geldiğim vakte kadar bekleyin.Işıksızsanız bir ateş böceğinin minik ışığı gözünüzü kamaştırır.Ateş böceği ki en çok geceyi sever.Nasıl sevmesin ki, gündüzün kimse farketmez onu, ta ki gece olunca bir de elektrik yoksa,gökyüzü aysız yıldızsızsa aydınlanırsınız onun ışığıyla.Oysaki normal şartlarda,herşey olağan seyrindeyken kimse farketmez onu.Küçümseriz hem onu, hemde ışığını.Sanki kendimiz büyükmüşüz gibi.Üzerinde yaşadığımız dünyanın uzay boşluğunda milyarlarca gezegenden sadece biri olduğunu,ve uzayın bütününü düşününce, o bütünün içinde bir toz gibi göründüğünü hatırlarım bazen.Ve ben o tozun içinde neredeyim derim.Kendimi ararım samanlıkta iğne arar gibi.Hal böyleyken ateş böceğini küçümsemek olurmu.O da annesinden doğar,büyür ve ölür bizim gibi.Tek bir istisnası vardır onun; bizden daha az yaşar ve bizden fazla ışık bırakır dünyaya.Işığı içindedir ve paylaşır herkesle.Kırıp dökmeden yaşar ve sessizce kaybolur minik adımlarla ardında ışık bıraka bıraka.Yokuşaşağı inen ağır yüklü freni patlamış kamyon gibi olanca hızımla gidiyorum nereye gittiğimi bilmeden.Kontrolümü hakimiyetimi kaybetmişim.Beklemeyi anlatıyordum,ateş böceği de nereden çıktı.Telepati yoluyla, unutulduğunu hissedip kendisinden bahsetmemi istemiş olmalı. Ne diyordum bekleşip duruyoruz.Bunun aksi mümkünmüş gibi Bir de arada "Beklemekten nefret ediyorum!" diyenlerimiz çıkmazmı arada en çok ta onlara gülesim gelir.Elindeyse bekleme.Gücün yetiyorsa zamanı sardır ileriye, yok yetmiyorsa bekle!. Trafik polisleri caddelerde araçlarının içinden kimilerini anons eder ya "Bekleme yapma, ilerle" diye.Aslında sözü edilen araçlar ve sahipleri bu uyarının üzerine ilerliyor gözüksede gerçekte bekliyordur.Çünkü beklemek yer değiştirmemek anlamına gelmez.Beklemek, gelecek zamanda değildir.Ya nedir lafı uzatma kısa kes derseniz. Beklemek; şuurun,bilincin,düşüncenin ayılması,kendine gelmesiyle gerçek manada kimliğine kavuşur. "Sen kendindemisin,ne saçmalıyorsun böyle?" dediğinizi duyar gibiyim. Gecenin içinde, Eğirdir isimli ilçede dağ ile göl arasında ışıklı bir hanenin içinde kendime gelmeyi bekliyorum. Sağ yap,şimdi sola kır ve arka arka dümdüz tıpış tıpış bana doğru gel diyorum kendime ama dinleyen kim.Kırıp,döküyor, tosluyor sağa sola yine.Neyse bekleyen,beklemesini bilirse herşey ayağına gelir deyip bekliyorum ben onu yine de.Sizi de beklerim ama bana değil kendinize.
Kendimden geçtim,size geldim ben.Sizden geçip,kendime geldiğim vakte kadar bekleyin.Işıksızsanız bir ateş böceğinin minik ışığı gözünüzü kamaştırır.Ateş böceği ki en çok geceyi sever.Nasıl sevmesin ki, gündüzün kimse farketmez onu, ta ki gece olunca bir de elektrik yoksa,gökyüzü aysız yıldızsızsa aydınlanırsınız onun ışığıyla.Oysaki normal şartlarda,herşey olağan seyrindeyken kimse farketmez onu.Küçümseriz hem onu, hemde ışığını.Sanki kendimiz büyükmüşüz gibi.Üzerinde yaşadığımız dünyanın uzay boşluğunda milyarlarca gezegenden sadece biri olduğunu,ve uzayın bütününü düşününce, o bütünün içinde bir toz gibi göründüğünü hatırlarım bazen.Ve ben o tozun içinde neredeyim derim.Kendimi ararım samanlıkta iğne arar gibi.Hal böyleyken ateş böceğini küçümsemek olurmu.O da annesinden doğar,büyür ve ölür bizim gibi.Tek bir istisnası vardır onun; bizden daha az yaşar ve bizden fazla ışık bırakır dünyaya.Işığı içindedir ve paylaşır herkesle.Kırıp dökmeden yaşar ve sessizce kaybolur minik adımlarla ardında ışık bıraka bıraka.Yokuşaşağı inen ağır yüklü freni patlamış kamyon gibi olanca hızımla gidiyorum nereye gittiğimi bilmeden.Kontrolümü hakimiyetimi kaybetmişim.Beklemeyi anlatıyordum,ateş böceği de nereden çıktı.Telepati yoluyla, unutulduğunu hissedip kendisinden bahsetmemi istemiş olmalı. Ne diyordum bekleşip duruyoruz.Bunun aksi mümkünmüş gibi Bir de arada "Beklemekten nefret ediyorum!" diyenlerimiz çıkmazmı arada en çok ta onlara gülesim gelir.Elindeyse bekleme.Gücün yetiyorsa zamanı sardır ileriye, yok yetmiyorsa bekle!. Trafik polisleri caddelerde araçlarının içinden kimilerini anons eder ya "Bekleme yapma, ilerle" diye.Aslında sözü edilen araçlar ve sahipleri bu uyarının üzerine ilerliyor gözüksede gerçekte bekliyordur.Çünkü beklemek yer değiştirmemek anlamına gelmez.Beklemek, gelecek zamanda değildir.Ya nedir lafı uzatma kısa kes derseniz. Beklemek; şuurun,bilincin,düşüncenin ayılması,kendine gelmesiyle gerçek manada kimliğine kavuşur. "Sen kendindemisin,ne saçmalıyorsun böyle?" dediğinizi duyar gibiyim. Gecenin içinde, Eğirdir isimli ilçede dağ ile göl arasında ışıklı bir hanenin içinde kendime gelmeyi bekliyorum. Sağ yap,şimdi sola kır ve arka arka dümdüz tıpış tıpış bana doğru gel diyorum kendime ama dinleyen kim.Kırıp,döküyor, tosluyor sağa sola yine.Neyse bekleyen,beklemesini bilirse herşey ayağına gelir deyip bekliyorum ben onu yine de.Sizi de beklerim ama bana değil kendinize.
AhmetYETKİN
