Kırkikindi yağmurlarından sonra,geç gelen yazın en sevimli ayı haziranın ilk salı sında kavurucu güneşinin altında,öğle sıcağında karayolunun ulaşmadığı meşe ormanına tırmanıyorduk iki arkadaş.Önümüzdeki patika mazisindeki çıldırmış yağmurların hatırasını yaşatıyordu sağında solunda.O hatıralar birbirinden farklı renlerde patikayı kuşatan kır çiçekleriydi.Normal zamanlarda onlara methiyeler düzerdim.Ama öğle sıcağında beynimiz haşlanmış yumurta kıvamındayken bu yapmak istediğim son şeydi. "Ben sana demedimmi bu kadar gecikmeyelim diye,saat 11 olmuş biz yeldeğirmeniyle savaşan donkişot gibi,patika ile savaşıyoruz.Oysa sabah serinliğinde ne güzel olurdu burada yürümek.Manava,ekmek büfesine,kasaba uğrayıp ne varsa doldurduk sırt çantasına.Şu manzara da olmasa çekilir dert değil bu yol." "sık dişini ne kaldı şunun şurasında" " Ne mi kaldı elinin körü kaldı!.Görmüyormusun gökyüzüne merdiven dayamış gibi gözüken patikanın ortasındayız daha" Yarların ve uçurumların bitiminde başlayan ilçe ve göle sırtını dönüp, elime fotoğraf makinasını tutuşturup "Hadi çek" diyen arkadaşımın ismi; Necmettin ama siz bizim gibi kısaca Neco diyebilirsiniz. Çektim resmini,sonra oda benim ve o anımı şoklayıp hapsetti makinanın içine.Sonra durmak yok yola devam dedik.Her adımımızda göl,ilçe ve dağ küçülüp biz büyüdük.Zirveye meşe koruluğuna vardığımızda,diplerdeki ilçe ve göl minyatür gibi gözüküyordu bize.Bunun üzerine onlarca gökyüzüne açılmış yeşil şemsiyeyi andıran meşe ağaçlarının arasında dolaşırken hafiften serin bir rüzgar esiverince unuttum herşeyi,mızmızlanmayı bırakıp "İyi ki gelmişiz buraya" dedim. Göl çepeçevre herşeyiyle serilivermişti üzerinde bulunduğumuz dağın eteklerine.Yedi renkten oluşmuş kıyıları,koyları sahilleri oya gibi işlenmiş mavi tonda dantel gibiydi.Araç ve insan sesleri duyulmuyordu.Varsa yoksa etrafımızdaki dalların arasındaki kuş sesleri işitiliyordu.Hem beni, hem arkadaşımı şımartıyordu bu durum.Çoban ateşini yakmıştık beraber. Sonra kenara çekilip hem manzarayı hem arada Neco yu izliyordum.Şişlere sucuk sıralıyordu.Sonra kıymaya geldi sıra.Kıymayı avuçlayıp şişlerin üzerine yayıyordu bunu yaparken yüzünde belli belirsiz bir haz okunuyordu.Önce top olan kıyma onun avucunda şişle buluşunca şiş şekline bürünüyordu.Avucunu sürekli ileri geri hareket ettiriyor avuç içindeki kıymayı etten bir şiş olasıya kadar sürdürüyordu bu hareketini.O kendini işine kaptırmışken ben de eşi bulunmaz bir tören izler gibi onu izliyordum.Ateşin üzerinde büzüşüp renk değiştirirken etler biz geyik muhabbeti yapıyorduk.Ateş işini bitirince bu kez biz ateşe etlerde kara dönüştü eriyip yokoldu içimizde.Bütün bunlar yaşanırken gezimizden haberdar olan ama iş dolayısıyla katılamayan arkadaşlar telefon ediyorlar "Bizim payımızı unutmayın,insafsız imansızlar!" tarzında taciz atışı yapıyorlardı sesleriyle.Çok etkili olmadı bu taciz atışları bu ateşe,açlığa kar mı dayanırdı. Ne varsa silip süpürdük.Sonra onlardan birini arayıp. "Kanaryadan, Aslana. Kanaryadan, aslana. Aslan beni duyuyormusun. Hedefe ulaşılmış, hedef başarı ile imha edilmiştir" türünden taciz ateşi açtım.Bu taciz ateşi o kadar etkili oldu ki telefonlar sustu. Belli ki et ürünlerinden ümidi kesmişlerdi.İnsan tok olunca bir daha hiç acıkmayacakmış, aç olunca da dünyaları yese doymayacakmış hissine kapılıveriyor.Ben acıkmayacağım modundayken avını yutmuş bir kopra gibi ağaç gölgesine çöreklendim. O anda ne tutunmak gökyüzüne, ne de tutkunu olduğunuz fani dünya işlerine sarılmaktan yanaydım.Yerel ve ulusal gündem umurumda değildi.Tek derdim midemde ki ağırlığın anbean hafiflediğini duyumsamaktı. Palamut ağaçlarının yeşil yaprakları arasına gizlenmiş gözüken ama sesleri duyulan kuşların melodisinde Oblomov ruhuyla mayışmış gevşemiş karnımı kaşıyordum ki yine eski hastalığım nüks etti. Bir şiir geldi aklıma."İnsan bir yerde boş vermeli kurallara, düzenlere
İnsan bir yerde kendini bırakmalı
Hiçe saymalı düzenini dünyanın
Zamana karşı koymalı
Sıyrılmalı ayıplardan, korkulardan
Küçük hesapları bir yana atmalı
Yaşamalı şöyle alabildiğine
Büyük delilikler yapmalı
İçmeli
Sevmeli
Küfretmeli
Adam öldürmeli
Kendine bir başka gözle bakmalı
İnsan bir yerde boş vermeli kurallara, düzenlere
İnsan bir yerde kendini bırakmalı
Ümit Yaşar OĞUZCAN
AHMET YETKİN


